Tortular, sis ile kaplanmış bir kentin mücadelesini anlatıyor. Okyanus orta yerinden bu perde ile kesiliyor, güneş gökyüzünden aşağıya sızamıyor. Ardına geçmeyi deneyenlerin ya ölüsü kıyıya vuruyor ya da bir daha haber alınamıyor.

Kimi alıntıları burada, öykünün tamamını linkte bulabilirsiniz. Yorumlarınızı bana ulaştırmayı unutmayınız.

“Rıhtım Kent’in küçük gözleri üst üste. Tahta çerçeveli sarı bakışlarında lekeler geziyor. Hanelerin gürültüleri iç içe. Çürük dişler hepsini beraber eziyor.”

*

“İskelenin etrafı kalabalık. Okyanus kapkara. Üzeri gri sisle örtülü. Üzeri siyah bulutlarla kapalı. Ellerindeki balık ekmeği yiyen, oltalarla avlanan, bira içen, kayalıklara oturan insanlar Rıhtım Kent’in tortuları.”

*

“Bir insan başı kadar büyük, üç parmak kalınlığında kasetler çalardı Marbara. Gürültüsü daimdi. Kahkahalarla yükselir, ağıtlarla çökerdi. Bu hali denizci müşterileri bulaştırmıştı.”

*

“Heyecanla yerinde doğruldu Atay. Sırıtarak dışarı çıktı, koşarak Yalım’ın önünden geçti. Arkasından bağıran annesini duymadı. Kulaklarında rüzgâr, gözlerinde deniz, betonlar arasında yüzerek kayboldu.”

*

“Geldikleri döner daire kırmızı plastikten yapılma gibi duruyordu. Etrafında birkaç tane daha farklı renklerde döner daire mevcuttu. Hepsi yerin altına doğru, dikine dönmekteydi. Sol yanlarını geniş, penceresiz bir alan kaplıyordu. Yüzeydeki tek kat burada olurdu. Sağ tarafta da kapıları bekliyordu.”


Yorum bırakın